14 Mart 2017 Salı

Hayırsızlar vol.1

Öyle bir halka sahip bir ülkeyiz ki; sağcısı solcusundan, solcusu sağcısından yobaz. Ateisti Müslümanından cahil, Müslümanı ateistinden. Kimsenin kimseye zerre tahammülü yok. Bu devirde İslam'ı tam anlamıyla yaşamak zor. Yaşayan yaşar orası ayrı tabi. Neticede Kuran-ı Kerim var Allah kelâmı. Başka hiçbir kaynak olmasa da müslümana Kur'an yeter. Peki ateiste ne yeter? Dinsiz imansız yaşayıp, her türlü günahı özgürlük olarak kanıksayan ve kanıksatan, öldükten sonra bir at pisliği olacağı ya da yok olacağına inananın kaynağı nedir? Yokluk mu? Neyse. Yazının konusu din-iman değil zaten. Herkes inandığı gibi yaşamakta özgür. Kimse kimsenin yerine cehennemde yanmayacak ne de olsa...

Öncelikle kendi ideolojimden bahsedeyim. Zat-ı âliniz ben Elhamdülillah müslüman bir ailenin müslüman bir evladıyım. Ne kadar müslümanım? Takvayı Allah bilir.. Her şeyden önce Allah'ın bir garip kuluyum. Ne sağcıyım ne de solcu. Ne kimsenin götünün kılıyım, ne de bir ölümlünün kulu kölesi! 26 yıllık ömrümde hiçbir CHP genel başkanını sevemediğimi de ekleyeyim. Siyasetle ilgili gündemden öte ilgilenmem. Karşımdaki bana siyasi muhabbet yaptığında "evet, hı hı, aynen, doğru, haklısın, kesinlikle" den öte gitmez benim siyasetim. Ha siz çok biliyorsunuz ama! Tayyip'in Amerikan "acanı" olduğunu(!), kendi halkını öldürttüğünü, kendi askerini IŞİD'e vurdurttuğunu. Çünkü Tayyip o bildiğiniz her şeyin emrini sizin yanınızda verdi. Ya da siz gizlice öğrendiniz çünkü muhteşem bir istihbaratınız var! Devam.. Osmanlı'da benim atam, Atatürk'te benim atam. Neticede bunlar olmasa, Allah yardım etmese ben nasıl olam? (Güzel kafiye oldu.) Kendimle ilgili fazla konuştum. Birazda içimdeki zehri kusayım.

Ülkemiz son yıllarda Cumhuriyet tarihinin belki de en kötü birkaç döneminden birini yaşıyor. Asgari ücret açlık sınırını karşılamıyor, can güvenliği yok, dolar almış başını gitmiş, her gün şehit haberi geliyor, metropolde bomba patlıyor, memleket Suriyeli kaynıyor, ülkeye had safhada nifak tohumu serpiliyor ve daha niceleri.. Ancak bu dönemi diğerlerinden ayıran bir husus var. Bu hususun adı Türk düşmanlığı ve İslamofobi. Ben küçüklüğümden beri müslüman aleminin bu kadar zulm gördüğü, savaşa ve sömürüye tanık olduğu bir dönem daha görmedim. Şu an batı bize sırtını dönmüşse, gelme bizim buralara demişse bu tamamen müslüman bir ülke oluşumuzdan, yeni bir Osmanlı korkularından dolayıdır. Hani şu senin küfrettiğin Osmanlı var ya Pelinsu heh işte o. Bu gavûr oğulları öyle bir korkarlar ki senin-benim geçmişimden, atamızdan dedemizden hâlâ korkuları işte bu yüzden.

Ülkede çok tip insan var malum. Ama benim kafasını hiç anlayamadığım ve anlayamacağım bir gürûh var. Onlar ki Atatürk'e taparlar, sofralarından rakılarını eksik etmezler, ülkede darbe olur sokağa çıkmaz, çıkana da aptal muamelesi yaparlar, işlerine geldiği zaman fetö terör örgütüdür, işlerine gelmediğinde fetö Tayyip'in adamıdır birlikte iş çeviriyorlardır. Bunlar sırf Tayyip'e muhalif olmak adına müslüman değildirler. Laik'tirler ancak siyasi görüşlerinden ötürü islam düşmanıdırlar. Sarıklı, cüppeli bir insan gördüklerinde üzerine kusmak isterler. Demokrasi derler ancak iktidar seçmenine koyun derler. Özgürlük derler inanan müslümanın giyimine kuşamına hayat tarzına karışmak isterler. Vatan Millet Sakarya'dır onlar için ama zulme susan dilsiz şeytan oluverirler. Batı da bomba patladığında yazık, insanlar ölmesin derler terörü lanetlerler, ülkesinde bomba patladığında Tayyip'i küfrederler. Tecavüzcünün suç aleti kesilsin derler ama ülkeye Şeriatı getirecekler derler. Tapmayın şu adama derler Atatürk'e taparlar. Peygambere küfrederler. Herkesin altına yatarlar, ama gözle taciz edildiğinde nefret ediyorum yobazlardan diye çemkirirler. Hollanda etine buduna bakmaz ülkeye kafa tutar, tepki koyacağına kendi ülkesiyle alay ederler. Her yer AVM oldu derler AVMlerden çıkmazlar. Daha ne yazsam bilemedim..

Hadi benim anne babam dedem ninem yaşadığı dönem itibarıyla susuz kalmış tanker peşinde koşmuş, şehir çöplüğe dönmüş, toplu ulaşım namına bir şey bulamamış, arabası olsa gidecek yol bulamamış, hastaneye gitmiş muayene olamamış, bakkaldan yağ, zeytin, peynir, un, tüp alamamış, okuluna örtüsüyle girememiş, Ezan'ı Türkçe dinlemiş, işsiz kalmış devletten destek görememiş, ekonomik krizle mücadele etmiş de sonunda bir seçim yaparak bu iktidari başına getirmiş. Peki bu yaşında senin derdin ne ki doğar doğmaz iktidara düşman kesiliyorsun? Ne senin derdin ki İslam düşmanı kesiliyorsun? Senin ne yaptığın nasıl yaşadığın beni nasıl bağlamıyorsa sen kimsin ki insanların inancına karışmaya cüret ediyorsun?

Yine bana dönelim. Ben asgari ücretten memnun değilim. Alınan bunca vergiler, hava paralarıyla bu ülke insanı çok daha fazla asgari ücreti hak ediyor. En azından açlık sınırının üstünde bir rakamı. İktidarın Suriye politikasından çok da memnun değilim. En azından büyük şehirlere mülteci girişlerine izin verilmemeliydi. Eğitim ve sınav sisteminden memnun değilim. Torpil sisteminden memnun değilim. Şehir trafiğinden ve yetersiz ulaşımdan memnun değilim. İktidar seçmeninin hayaller dünyasında yaşamasından memnun değilim. Muhalefetin gerçek anlamda değil de kelime anlamıyla muhalefet vazifesini yerine getirmesinden de memnun değilim. İşin en garibi de Tayyip'den başka ülkeyi bu dönemde ayakta tutabilecek birinin olmayışından memnun değilim. Zaten hangi dönemde bu saydıklarım düzgündü ki?  Yazının başında da belirttiğim gibi bir siyasi görüşüm fikrim ideolojim yok. Amma velakin elin düşmanlığı şöyle dursun içimizdeki düşmanlarla aynı fikri asla taşımam. Tüm Batı sözleşmiş gibi hayır diyorsa, PKK/HDP hayır diyorsa, Gavur hayır diyorsa, FETO hayır diyorsa, CHP hayır diyorsa ben bu işi "HAYIR'lı" görmüyorum.

8 Aralık 2016 Perşembe

Şimdi Lige Dönüş Zamanıdır

Daha önce katılmış olduğumuz 5 şampiyonlar ligi turnuvasında da gruptan çıkmayı başaramadık. 2003 yılında çıkmaya çok yaklaşmıştık ki lanet olası Sparta Prag 90+3’te Lazio’ya attığı golle kendini üst tura, Beşiktaş’ı UEFA kupasına itti. Yıl 2016 oldu ve geçen yılın tiki-taka futboluyla eze eze gelen şampiyonluk sonrasında tüm Avrupa’ya Beşiktaş’ın kim olduğunu göstereceğimize and içmiştik.

Öncelikle her kura çekiminde Beşiktaş’ı tabiri caizse ölüm grubuna atan kelfantino’nun kura çekiminde olmayışı hepimizin yüreğini ferahlattı. Nitekim de cenabet herifin olmayışı, Beşiktaş’ın tüm  gruplara nispeten daha dişine göre olan gruba düşmesini sağladı. Sorun demek ki gusülsüz kelfantinodaymış! Geçen yılki Şampiyonlar Ligi görünümlü Avrupa Ligi grubundan sonra Benfica, Napoli ve Kiev’li gruba düşmek gerçekten büyük şanştı. Artık bu hasrete bir son verme ateşimiz iyiden iyiye harlanmıştı.

Her şey çok güzel başladı ve o kadar güzel gelişti ki tamam dedik. Biz kötü de oynasak artık şampiyonlar ligi takımı olduk! Kötü oynasak da yenilmiyoruz. Deplasmanda Benfica’yla berabere kalıp, San Paolo’da Napoli’yi yeniyoruz. Bu gruptan çıkarız dedik. Dedikte dedik… Ancak dikkat etmedik ki attığımız goller hep duran top,hep penaltı. Maçlarda kaybetmedikçe doğal olarak hiç kafamızı yormadık “Nerede geçen yılki tiki-taka-pata-küte Beşiktaş?” diye. Sonucunda da “Craig ThomBirOÇson” ın katliamıyla elendik içimizde uhdeyle..

Kiev maçı için 30. Dakikaya kadar futbolla ilgili her şeyi konuşabiliriz. Takımın arkasındayız. Aslanlar gibi gittik Kiev kalesini bombalamaya. Golümüzün geleceğine benim inancım tamdı. Lakin o da ne!1?11 Ananı avradını! Böyle penaltı, böyle kırmızı kart hangi futbol aklına, hangi mantığa, hangi vicdana sığardı? Saydık sövdük Thomson denen eli kanlı katile. Golü yeriz yemeyiz umrumda değil. Şenol hocamdan hemen değişiklik yapmasını bekliyorum. Şimdi Oğuzhan’ı oyundan alacak Gökhan Gönül sağ beke geçecek, dizilişi 4-4-1 yapacak… Dedim ve dediğimle kaldım. Yahu hocam sen de futbol oynadın kaleci de olsan. Takımın gardı düştü, ruhu çıktı. Oynanan futbol maçı değil, sinir harbi oldu. Yapılacak en doğru hamle buydu ama neden devre arasını bekledin? Ağır yenilginin sorumlusu Craig Thomson’dır eyvallah. Ama işin futbol kısmını görmezsek sezon başından beri kötü futbol ile namağlup diye övündüğümüz canımız, ciğerimiz,  Beşiktaşımız’ın ligde de ilk yenilgisini yakın bir zamanda alması kaçınılmaz.

Kiev maçını bir kenara koyacak olursak ligde hakikaten de vasat üstü takımlara karşı ya berabere kaldık ya tek farklı yendik. Geçen yıl gözlerimizin pasını silen Beşiktaş’ı mumla, kandille arar olduk. Peki bunun sorumlusu Şenol Güneş hocamız mıdır? Asla değildir. Bunun suçlusu her ne kadar sevsem de malesef Fikret Orman’dır. Transfer caka satma işi değildir. Hele 2 güne sıkıştırılacak iş hiç değildir. 4 yıldır bizlere söylenen “Beşiktaş’ta 365 gün transfer bitmez”. Farkındayız. 365 günde bir transfer yapamıyoruz. Alınan oyuncular iyidir, kötüdür, kariyerlidir, kalbur altıdır bilemeyiz ancak Demba Ba, Sosa, Gomez ve Marcelo’dan başka tutan olmadı gibi görülüyor. Alınacak oyuncu  takımla yaz kampı geçirmelidir. Her oyuncu  Mario Gomez değildir. Aboubakar denilen adamın ne kariyeri ne de oynadığı oyun Gomez ile mukayese edilemez. Ama Aboubakar’a ödenen ücreti Gomez bile almıyordu. Bu adamın koşması bile ofsayt yahu! Koşarken adamın vücudu lönk lönk sallanıyor. Bu adam şampiyon olacak Beşiktaş’ın forveti olabilir mi? Şampiyonluğu getirecek olan santraforunun atacağı gol ve gollerdir.  11 lig maçında 2 gol atan forvet Beşiktaş’ta olamaz abi... Bence sezon sonu gelmeden bu adamı derhal gönderelim. Yerine Eto’o mu gelir, Gomez mi bilmem ama Cenk’i yedekleyecek bir forvet şart oğlu şart!

Şimdi lige dönüş zamanıdır. Alay edenlere, dalga geçenlere, maç 8 olsun diye dua edenlere inat 2016-2017 Sezonu  STSL Şampiyonu olacak Beşiktaş’ın gerçek futbolunu gösterme vakti gelmiştir. Bursa maçında, Kiev bunalımını üzerinden atmış, rakibini ısıran, sahada basmadık yer bırakmayan bir Beşiktaş görmek istiyoruz. Kapalı gişe oynanacak bu maçı 3-4 gol atarak kazanacağımız hissiyatındayım. Vurduğun gol, yediğin ofsayt olsun Beşiktaş’ım. Yenince sevgimiz, yenilince sadakatimiz artar!

Mustafa Şahin / Blogger

30 Kasım 2016 Çarşamba

ŞerefsizLİG Yapmayın!


Bir yayıncı kuruluş düşünün ki; 500 milyon dolar ödeyerek yayın haklarını aldığı ligin maçını, İspanyol derbisiyle çakışmasın diye kendi derbisini ileri saate almak isteyen,
Bir federasyon düşünün ki; ülkesini Şampiyonlar Ligi'nde temsil eden, gruptan çıkma ihtimali %60-70 olan, gruptan çıkması halinde ülke puanına büyük katkı yapacak olan bir takımın, sırf El Classico'nun ikinci yarısıyla çakışmasın diye öteleme talebini kulüplere bildiren,
Bir federasyon düşünün ki; meteorolojinin 1 ay öncesinde tarihine kadar bildirdiği kar yağışına rağmen Beşiktaş'ın maç günlerini, hatta saatlerini bile değiştirmeyen;
Bir federasyon düşünün ki; Beşiktaş bir maçın gününün değişikliğini istediğinde buna gerekçe olarak Şampiyonlar ya da Avrupa Ligi'ni gösterdiğinde anında reddeden..

Şimdi soruyoruz...
Bir fikstür, ülkenin hava durumuna, kendi oyuncularının sağlığına ve takımların fikstür sıkışıklığına göre mi ayarlanır yoksa bir takımın saf dışı bırakılması, oyuncuların kötü hava şartları ya da yoğun maç trafiğinden dolayı sakatlanmaları için mi?
Bir fikstür, ülkeni Avrupa'da temsil eden takımlara göre mi ayarlanır, yoksa Avrupa kupalarında rakip olduğun takımlara göre mi?

Yarın öbür gün paraya endeksli fikstürün yüzünden takımlar bir ya da bir kaç oyuncusundan sakatlık dolayısıyla mahrum kalırsa ne olacak?
Cumartesi günü Allah korusun başta Q7, Oğuzhan, Tosic, Fabri, Adriano, Cenk gibi önemli oyuncular sakatlanırsa ve salı günü Kiev maçını bunun hesabını kim verebilir?
İnşallah cumartesi günü sakatlık falan olmaz. Bir oyuncumuz sakatlanacağına yenilmeyi tercih ederim.

Ha.. Bir de galatasarayıların çok övündüğü başarılar bakın nasıl gelmiş.
Türkiye Futbol Federasyonu, Galatasaray'ın 6 maçını Avrupa sınavları nedeniyle erteledi.
1999-2000 Sezonu
- 19/21 Kasım'da oynanması gereken Fenerbahçe-Galatasaray derbisi, 23 Kasım'da oynanan Bologna-Galatasaray UEFA Kupası maçı nedeniyle ertelendi. Erteleme maçını Galatasaray 1-2 kazandı.
2000-2001 Sezonu
- 25-27 Ağustos'ta oynanması gereken Bursaspor-Galatasaray maçı, 25 Ağustos'ta oynanan Galatasaray-Real Madrid Süper Kupa Finali nedeniyle ertelendi. Erteleme maçını Galatasaray 0-2 kazandı.
- 3-5 Kasım'da oynanması gereken Antalyaspor-Galatasaray maçı, 7 Kasım'da oynanan Galatasaray-Sturm Graz Şampiyonlar Ligi maçı nedeniyle ertelendi. Erteleme maçını Galatasaray 0-1 kazandı.
- 2-4 Mart'ta oynanması gereken İstanbulspor-Galatasaray maçı, 7 Mart'ta oynanan Galatasaray-Milan Şampiyonlar Ligi maçı nedeniyle ertelendi. Erteleme maçını Galatasaray 3-5 kazandı.
2001-02 Sezonu
- 16-18 Mart'ta oynanması gereken Trabzonspor-Galatasaray maçı, 13 Mart'ta oynanan Paris Saint Germain-Galatasaray Şampiyonlar Ligi maçı nedeniyle ertelendi. Erteleme maçını Galatasaray 0-2 kazandı.
2002-2003 Sezonu
- 20-22 Eylül'de oynanması gereken Fenerbahçe-Galatasaray derbisi, 24 Eylül'de oynanan Galatasaray-Barcelona Şampiyonlar Ligi maçı nedeniyle ertelendi. 6 Kasım'da oynanan derbiyi Fenerbahçe 6-0 kazandı.
Mustafa ŞAHİN / Blogger

22 Kasım 2016 Salı

Gazanız mübarek, Gönlümüz Şenol'sun !



    İki haftalık molanın ardından Adanaspor maçıyla kavuştuğumuz Beşiktaş'ımızın yarın hayati derecede önemli bir Benfica maçı var. Bu iki haftada Milli maç ve kendi ülkemiz dışında başka hiç bir ülkenin ilgi duymadığı meşhur "Derbi" muhabbetlerinden son derece sıkıldım. Neyse ki su gibi akıp giden zaman bizi yarın yine Beşiktaş'ımızla, hem de mabedimizde bir Şampiyonlar Ligi akşamında buluşturacak.

    Kadromuzda o kadar sakat oyuncumuz var ki, sezon başında "yedek takımını koysan bu yıl yine şampiyon olur" diye gıpta ile söz edilen Beşiktaş'ımıza nazar mı desek, haset mi desek yoksa göz mü desek bir şeyler değdiği aşikar. Geçen yıl geçirdiği ağır sakatlıktan ötürü Rhodolfo'nun tam anlamıyla iyileşmemiş olmasını anlayabilirim. Lakin Adriano'nun bir dünya starı olarak kendisine dikkat etmemesine göz yumamam. Hele hele sakat Tosic'in Sırp milli takımında oynatılması şöyle dursun, bu kadar önemli bir maç seni beklerken riske edilip milli takıma gönderilmesinin izahı yok. Gökhan Gönül neredeyse geldiğinden beri ihtiyaç olduğu her maçta ağrı, sancı yaşıyor.  Neticede bu takım hibrit çim serili sahada idman yapıyor ve nedense hep aynı oyuncular sakatlanıyor. Amacım büyük maç öncesi oyuncularımızı eleştirmek tabi ki değil. Lakin biraz daha dikkat, biraz daha özveri sadece..

    Sahaya kim çıkarsa çıksın 11 kişi çıkıyoruz kuralı bu seviyelerde işlemiyor. Yaş ortalaması 26,3 olan Benfica, Napoli kadar güçlü ve dirençli olmasa da oyun ve sistem olarak bizden üstün olduğunu kabul ettiğimiz bir takım. Ancak 4. torbadan gelip liderlik kovalayan Beşiktaş'ımızı da yabana atmıyoruz elbet.

    Kalede Fabri'nin oynayacağı maçta belki de kilit unsur savunma dörtlüsünün hangi oyuncularımızdan oluşacağı. Şahsen bazı kesimlerce sol bek performansı beğenilen Beck'in, Benfica karşısında eleğe döneceğinden benim şüphem yok. Ligin dibine demir atmış Adanaspor'un sağ açığını arkasına kaçırıp yetişemeyen Beck, Gökhan Gönül sağlıklıysa yedekte başlar. Hiç macera aramaya gerek yok. Napoli maçında yıllardır neden Barcelona'da oynadığı ispatlayan bir oyun ortaya koyan Adriano sol bekte yerini almalı. Sol stoperde sakatlığını atlatmış bir Tosic olacağına inanmak istiyorum. Sağda ise tabiki Marcelo. Önlerinde Oğuzhan ve Atiba'yı bekliyorum. Kanadın birinde Q7'nin oynayacağı kesin diğerinin ise Cenk olacağı %100'e yakın. Ve tabi ki 10 numarada Tolgay ve ileri uçta Aboubakar.

   Şenol Hocamızdan dileğim bu maçta ileri uçta Cenk, kanatta Aboubakar'ı oynatması. Bunun yanı sıra geçen yıl şampiyonluğu getiren "Run Forrest Run" taktiğiyle takım topu kaptırdığı anda rakibin üzerine Allah ne verdiyse pres yapması. Geride kalan 4 maçta golü ya da golleri bir şekilde bulduk. Bu maçta da buluruz. Ne yaparsak yapalım Benfica'yı  kalemize yaklaştırmamalıyız. Taraftar baskısını da hesaba katarsak ilk golü yiyen taraf olmadığımız sürece beraberlikten öte Benfica'yı yenebileceğimize inanıyorum. Gazanız mübarek, gönlümüz Şenol'sun!

Mustafa ŞAHİN / Blogger